20 Temmuz 2024 Cumartesi
 
 
Site İçi Arama  
 
 Mail List  
Gelişme ve gücellemelerden haberdar olmak istiyorsanız Mail Listimize Katılın!..
Katıl Çıkart

GÖNÜL

Hüseyin BOZKURT
Bir yanda gönlümüzün istediğini, diğer yanda kendi istediğimizi yapmak. Burada da dengeyi iyi kurmak lazım. Ne sırf gönülün arkasına ne de sırf mantığın arkasına takılmamak gerek. Mantığımızın kontrolünde gönlümüzü de dinlemek ve istediğini yapmak gerek.

Hüseyin BOZKURT

Yeminli Mali Müşavir

huseyinbozkurt@firatymm.com

                      

                        GÖNÜL

 

                        Her insanda var olan, herkesi ilgilendiren ve herkesin göğüs kafesinin sol tarafında bir yerde var olduğunu zannettiği GÖNÜL’ den bahsedeceğim. Gerçekten güzel bir kavram, belki de her şeyimiz. O olmasa yaşayamayız. Bazen; gözümüz, yaramız, mutluluğumuz, duygularımızın pınarı, bazen de coşkun akan bir nehirdir gönül. Bir han kadar geniş, iğnenin ucu kadar dardır. Dolan, boşalan, dostlara ve sevdiklerimize açılan kapıdır gönül. İçinde; yaralarımızı, dostlarımızı, yârimizi, sevinç ve sıkıntılarımızı, anılarımızı, sevdiklerimizi ve aşklarımızı saklar, küçültür ya da büyütür.

                       Halk arasında kalp olarak ifade edilse de, yürek olarak da biliriz onu. Gönül, vücudumuzun neresinde sahi? Göğüs kafesinin sol tarafında mı ? Elbette hayır, ama her nedense orada olduğunu biliriz. Nedeni ise basittir. İnsanoğlu her şeyi beyni ile algılar, düşünür. Yani gönlümüz beynimizdedir. Ama beyinden kalbe doğru bir uyarı gider, hissi oradan yakalarız. Bu uyarı o kadar hızlı ki beyinden algıladığımızı fark etmeyiz çoğu kez. Mesela gözlerimizle gördüğümüzü zannederiz ama bu yanlıştır. Gören beyindir, gözler sadece kamera gibi çeker beyne aktarırlar. Algılayan, kaydeden beyindir. Bazen iyi gören bir gözdür gönlümüz. Gönül gözümüz, hissederek görür. Kalbimizle sevdiğimizi ve duygularımızı algıladığımızı sanırız. Aslında algılayan beyindir. Duygusal olaylarımız beyinde algılanır ama kalbimizin içinde bir sızı, bir duyu, bir sıcaklık olarak kendini hissettirir.

                        Gönül; sevgi, istek, düşünüş, anma, hatır gibi kalpte oluşan duyguların kaynağıdır, yürektir. Gönül, duygularımızın merkezidir. Nerede ararsanız orada çıkar karşımıza. Gönül bağı, gönül yarası, gönül gözü, gönüllenmek, gönlüne göre vermek, gönülsüz, gönül kırmak, gönülden çıkmak veya taşınmak, gönül borcu, gönüllü gelmek veya gitmek, gönül dostu, deli gönül, abdal gönül, soyha gönül, gönül bahçesi, gibi deyimler üretmişiz..

                         Duygu pınarımız ve duygularımızın konakladığı han olduğu için, duygularımızla yarattığımız halk türkü ve şarkılarında da yerini almıştır gönül. Tıpkı aşağıdaki iki ayrı türkü sözünde olduğu gibi.

 

Urfalıyam Ezelden                          Gönül gel seninle muhabbet edelim

Gönlüm geçmez güzelden               Araya başkasını alma sen gönül

Göynümün gözü çıksın                    Ya benim kimim var kime yalvarayım

Sevmez idim ezelden                        Kaldır kalbindeki karayı gönül

 

                         Urfa türküsünde kişi mantığı ile gönlüne kızıyor, duygularına gücünün yetmediğini söylüyor. İkinci Erzincan türküsünde rahmetli Ali Ekber ÇİÇEK, muhtemelen duygularına gel baş başa kalalım kimseyi alma artık diyerek, gönlünün hep birilerince yaralandığını ima diyor. Burada gönül diye, sevdiği kişiye de sesleniyor olabilir.

                         Aşağıda, Aşık Hüdai ise gönlüne; aşka katlanamayacaksan, hiç girişme ve kimseyi incitme diyor, birinci dörtlükte.

Gönül çalamazsan aşkın sazını        Nedir Çektiğim senden
Ne perdeye dokun ne teli incit        Gönül derdin hiç bitmiyor
Eğer çekemezsen gülün nazını        Yediğin darbelere bak
Ne dikene dokun ne gülü incit         Bu da mı sana yetmiyor gönül

                          İkinci dörtlükte de Orhan Gencebay gönlüne intizar etmiş. Gönlü hep başına dert açmış olmalı ki, yeter artık diemiş. Zaten şarkının ismi “uslan artık deli gönül” dür.

                          Toplumumuz svegi, muhabbet, duygu, aşk açısından çok zengindir. Bu duygularını da yıllar içinde kimseye anlatamamış. Tepki görmüşüz, engellenmişiz toplumsal kurallar yüzünden. İnsanlar, içinde saklamış ama bir müddet sonra bir türkü, bir şarkı olarak dışa vurmuş. Biz geçmişte öyle bir toplumuz ki bir genç sevgisini ailesine açamaz, açsa bile kabul görmediğinden iletişim kuramazmış. Ama yarimize kavuşamadığımz zaman onu güçlü bir şekilde en çok türkü ve şarkılarda dile getirmişiz. Ne hikmetse bu duyguları iş işten geçtikten sonra kabul eder, bu olaylar üzerine yakılan türüleri de benimsemişiz. İntizar eden o kişiye sonradan sahip çıkmışız. Ama sevgisini yaşamasına baştan da izin vermemişiz. Geçmişimiz bu tür aşk ve sevgi öyküleriyle, destanlarla dolu. Tabi ünlü gönül yarası şarkısına değinmeden gönül anlatılmaz herhalde. 

                                               Rabbim bana bir dert vermiş
                                               Derdin adı gönül yarası
                                               Kapanmıyor sönmek bilmez bilmez
                                               Yanar durur gönül yarası

                           Şarkı ve türkülere baktığımızda, gönül ile mantığın bir çatışma içinde olduğunu, gönlün sevgi ve mutluluğun yanında, insana acılar da yaşattığını ve aklımızın gönül yüzünden yorulduğunu ve ona öğütler verdiğini, onu sanki kontrol etmeye çalıştığını görürüz. Eee, kontrolsüz güç güç değildir. Mantıkla kontrol edilemeyen duygular insanın başına çok sorun açar. Beynin söz geçiremediği tek yer gönlümüzdür. Ne yapmalı peki derseniz? Bir yanda gönlümüzün istediğini, diğer yanda aklımızın istediğini yapmak. Burada da dengeyi iyi kurmak lazım. Ne sırf gönülün arkasına ne de sırf mantığın arkasına takılmadan, mantığımızın kontrolünde gönlümüzü de dinlemeli ve istediğini yapmalıyız.

                           İnsan duygularını da yaşamalıdır. Zira duygusuz yaşanmaz ki..! Yaşanıyor gibi görünse de eksik kalır bir yanımız. Tıpkı, esintisiz yağmur yağması gibi. Düşünün ki, hiçbir esinti yok ve bulutlar olduğu yerde yağmurları bırakıyorlar. Hep aynı yere. Bir bölge sele kalkarken diğer yerler kuru kalmaz mı? Ya da bulutlar bitene kadar aynı yere, aynı yoğunlukta ve şekilde tekdüze yağmur yağmaz mı? Birde rüzgarın bulutları sürüklediğini düşünelim. Her tarlaya bir miktar yağış bırakarak, herkesi memnun ederek ve kimi zaman sağanak, kimi zaman hafif ve bazen de rüzgara göre eğimli yağmış olmaz mı? Mantığımızı etkin bir şekilde kullanırsak da duygularımızı buzdolabında dondurabiliriz. Bu durum ruh sağlığımızı etkileyebilir. Duygularımızı; duruma ve oluşacak sonuçlarına göre değerlendirerek kontrolümüzün şiddetini belirlemeliyiz.

                           Gönlümüzü dinleyerek ama mantığımızla da kontrol ederek, tarlamızın hepsini yeterince sulamak mümkün.Gönül bahçemiz ne susuz kalır, ne de sele gark olur. Her şey; gözünüzün gördüğü, yüreğinizin sevdiği, şartlarınızın ve ortamınızın kaldırdığı kadar olsun diyor, gönül tarlanızın esintili yağmurlardan mahrum kalmamasını diliyorum.   

                             

 

 

 

                       

 

 

 

Bu Haber 210618 Defa Okunmuştur...
Bu Yazı İçin Yapılan Yorumlar
İlk ilgimi çeken kalbin nerede olduğuydu,zannettiğimiz yerde değil oysa bana göre. Bu seferki konu canalıcı bir konu be üstadım...Yazınızı be gece 21,08'de çalışırken fabrikada çok romantik bir müzik eşliğinde okudum aslında,başlıktan öyle algıladım. Ne iyide etmişim daha bir debreşti gönül dediğimiz yerdeki yaralarım...Aslında ben yazılarınıza katılmak isterdim ama bu sefer ayrı kulvarlarda algıladık konuları Hüseyin Bey! Gönül deyince aşkın,sevginin,sevdanın,ayrılık ve hüzünlerin mekanı geldi benim aklıma yada öyle anlamak istedim. İnsanın gönlü neler istemezki zaten,ahh gönül atsan atılmaz satsan satılmaz,ömür boyu başa belasın sen gönül! Okuduğum bir şiirin şu dizeleri ister istemez açıkladı bana zaten konunun özünü,böyle bitirmiş olayım yorumumu,sağlıcakla esenkalın.."Hep ağır oldu hayatı,prangalarını çözemedi hiç. Birgün alıp yüreğini yanına,çekip gidemedi bilinmezliklerin kucağına. Kalan oldu hep...Yüreği talan oldu hep...Hayatı yalan oldu hep." Abi birde siz MSN'de bir ara türkülerin sözlerini ve ait olduğu memleketi yazardınız,onu hatırladım birden. ve bir Erzurum türküsünde gönül üzerine şu dizeler geçer. "Kadem bastı gönül tahtı a sultanım sefa geldin. Dili pür rengi tabu derde dermanım sefa geldin."
Üstadın mesleki konuların dışında edebiyat bağlamındada üstünlüğünü göstermesi takdire şayandır, saygılar sunarım
Bu kadar gönül türkülerinin üzerine bende bir gönül şarkısı sözü yazayım. Çünkü bu yazıyı okuyunca ilk aklıma gelen bu dizeler oldu. Nedir bu çektiğim senden Gönül derdin hiç bitmiyor, yediğin darbelere bak buda mı sana yetmiyor GÖNÜL. Hayatımızda keşkelerin olmasını istemiyorsak işte bu Mantık ve Kalp (dolayısıyla gönül )dengesini iyi kurmamız gerek. Tüm Gönül Dostları yaşamınızın, Mantığınızın kabul ettiği Gönül coşkularıyla geçmesi dileğiyle İYİ BAYRAMLAR dilerim. Sağlıcakla kalın...
TÜM YORUMLAR
Topam 3 Yorum Yapılmıştır...

 

 

BU YAZARA AİT DİĞER YAZILAR
Şirket yöneticilerine maaş
DEĞER VERMEK
Poğaça, Kdv Oranları Ve Vergi Bilinci
SUÇLAMAK
GÜLMEK
ŞİRKETLERDE ARŞİV ve DOSYALAMA
''ÖZLEMEK''
BORÇ
GİTMEK
5N 1K
Eğitim mi Asalet mi?
KEŞKE
Yaşamın İkiz Anahtarı
Aile şirketlerinde sorunlara çözümler
KAPI
Yönetimde muhasebenin önemi
Güneydoğu’ daki Büyük Gelişmenin Farkında mıyız ?
ŞANLIURFA’DA İSOT KÜLTÜRÜ
KADER
DOSTLUK
Tel : 0 342 220 49 00 ( 3 hat ) Fax : 0 342 220 50 71
Degirmiçem Mahallesi 14 Nolu Sokak No : 8 Kat : 4 / 12 27090 GAZIANTEP e-mail : info@firatymm.com
 
Bu Site Cemrenet İnternet Hizmetleri Tarafından Yapılmıştir.