18 Haziran 2018 Pazartesi
 
 
Site İçi Arama  
 
 Mail List  
Gelişme ve gücellemelerden haberdar olmak istiyorsanız Mail Listimize Katılın!..
Katıl Çıkart

HOŞGÖRÜ

Hüseyin BOZKURT
Hoşgörüsüzlük, başkalarının kendi gibi düşünmesini, kendi gibi yaşamasını ve kendi inancının paylaşılmasını, istemektir. Hoşgörüsüzlüğün arkasında güvensizlik ve korku vardır.

Hüseyin BOZKURT
Yeminli Mali Müşavir
huseyinbozkurt@firatymm.com

                                                   

                                                  HOŞGÖRÜ

                Bu kelimeyi anlatmak için tarihi bazı kişileri hatırlamak, bazı felsefeleri incelemek yeterli gibi görünse ve tarihteki kişiliklerle özdeşleştireceğimiz bir kavram olsa da, ben bu kelimeyi ve anlamını, bir ay kadar önce şahit olduğum bir hoşgörü ortamından esinlenerek yazdım. Bir kamu kurumunda genç bir idareci ki o, bir o kadar nazik, yapıcı, geliştirici, eğitici ve o kadar da hoşgörülü bir insan. Odasında şahit olduğum bir hoşgörülü davranışından etkilendim ve not defterime “hoşgörü” kelimesini yazarak odasından ayrıldım. Kim olduğu önemli değil ama bazı davranışların bazı kimselere yakıştığını ve bu kişiliklere bu yıllarda çok ihtiyaç olduğunu söylemek zorundayım.

                 Hoşgörü, her şeyi anlayışla karşılayarak olabildiğince hoş görme, katlanma, tahammül, müsamaha, görmezden gelme, tolerans, sabır gösterme, izin verme, aldırış etmeme ve iyi karşılama anlamlarını içerse de kısaca azınlık ve farklı görüşlere sabredebilmedir.
                 İlişkilerimizde bazen bir taraf farkında olsun ya da olmasın diğer tarafa zarar verebilecek durum yaratması halinde, diğer tarafın bunu görmezden gelebilmesi, ödün verebilmesidir.
                 İnsan ilişkilerinin temeli, sağlıklı insan davranışı ve hayatın özüdür hoşgörü. Kültür ve eğitimle doğrudan ilintili olsa da eğitimli insanlarda da görülen hoşgörüsüzlük, olumsuz birçok davranışın sebebidir. Bu gün hoşgörüye o kadar ihtiyacımız var ki; yaşadığımız her yerde tartışma, kavga, güvensizlik, bencillik ve anlaşmazlıkların önüne geçilmesi gerekir.

                  Trafikte, kuyruklarda, otobüste, işyerlerinde, siyasette ve daha birçok yerde o kadar hoşgörüsüz davranışlarımız var ki, bunlar bizim eğitimsizliğimizi, kendimizle barışık olmadığımızı, güvensizliğimizi, inançsızlığımızı, sevgisizliğimizi ve kendimize saygımızın olmadığını gösterir. Ne kadar hoşgörüsüz bir toplum olduğumuzu anlamak için TV haberlerini izlemek yeterli. Olayları incelediğimizde birçoğunun hoşgörüsüzlükten kaynaklandığını görürüz. Çünkü kendimizle ve toplumla barışık değiliz, dolaysıyla daima kolay olan “başkasını  suçlama” yolunu seçiyoruz. Neden ? Ne gereği ve faydası var bize? Oturup düşündük mü başka yolu yok mu diye ? Sahi hep çatışmalı mıyız? Başka yolu yok mu? Var elbette…

               Hoşgörüsüzlük, başkalarının kendi gibi düşünmesini, kendi gibi yaşamasını ve kendi inancının paylaşılmasını, istemektir. Hoşgörüsüzlüğün arkasında güvensizlik ve korku vardır.

               Madrid’de geçen bir olaydaki hoşgörüsüzlük ve buna karşı Mahkemenin kararındaki hoşgörüye ne demeli…

              

               Madrid polisi, Casa da Campo'daki fahişelerin çok açık giyindiğini, bölgeden gelip geçenlerin bu açıklıktan kötü etkilendiklerini düşünmüş ve biraz kapalı giyinmelerini sağlamak için mahkemeye başvurmuş. Amaç mahkemeden karar alıp, fahişe eteklerinin boyunu uzatmak. Mahkeme ne karar vermiş biliyor musunuz ? Polisi haklı bulmuş mu? Tabii ki Hayır. Mahkeme fahişelik mesleğinin üniformasının aynen böyle olması gerektiğine, bu nedenle de böyle giyinenlere bir şey yapılamayacağına karar vermiş.

                Hoşgörülü olmak için etrafımıza daima gülümsemeli, yapıcı düşünmeli, yardım etmeli, sabır göstermeli ve ayıp aramamalıyız. İnsanları dinlemeli, onları anlamalı ve onlara yardımcı olmalıyız. Hoşgörü bir anlayıştır, bir sevgi türüdür. Hoşgörü; açgözlülüğün, doyumsuzluğun, sevgisizliğin ve güvensizliğin ilacıdır.

                Hoşgörü, her insana gerekli olan çok önemli bir davranıştır. İyi sonuçlarını bazen hemen, bazen de çok sonra alırız. Bizi yorsa da hoşgörü, çok etkili ve gerekli bir davranış biçimidir.

                Her yıl 16 Kasım günü Dünya hoşgörü günü olarak kutlanır, ama ülke olarak,insan olarak hiç haberimiz bile yok. Ne dersiniz..!

                Tarihe şöyle bir dönüp baktığımızda; Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre gibi hoşgörü tohumları eken nice büyüklere sahibiz ki, onların felsefelerine sahip çıkabilsek yeter bize…

                Yüz yıllar önce  Gel, kim olursan ol yine gel'  diyerek insanlığa büyük bir hoşgörü ile kucak açtığını gösteren  MEVLANA “ Ben insanların ayıplarını gören gözlerimi kör ettim. Sen de onlara benim gibi iyi gözle bak. Toplumsal bunalımların, kavga ve dövüş ortamının tek ve en güçlü doğuş sebebi sevgi eksikliğidir. Bunun en doğru tedavi yolu ise sevgiyi aramak, yaşamak, uygulamaktır. Hoşgörülü olursanız sever, sevilirsiniz. Karar verir ve bu yolda çalışırsanız her şeye ulaşırsınız !” diyerek hoşgörüsüzlüğü sevgi eksikliğine bağlamış ve sevgiyi aramak, yaşamak ve uygulamak gerektiğini belirtmiştir.

                 Dünya’da hoşgörünün üstadları Anadolu’da yaşamışlardır. Bu üstadlar, Anadolu insanını hoşgörüye davet etmiş ve yaşadıkları dönemde Anadolu’yu bir hoşgörü cennetine çevirmişlerdir. Ne yazık ki bugün aynı topraklarda hoşgörüsüzlük almış başını gidiyor.                                           
           “Her ne ararsan kendinde ara, gönül ek gönül biçesin, düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayın, incinsen de incitme, kendine ağır geleni kimseye tatbik etme” diyerek  engin bir hoşgörü dünyası olduğunu kanıtlamıştır. Yine “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır' diyerek asırlar önce ilme verdiği önemi belirtmiştir.
           Hoşgörüyü yakalamak için onu davranış haline getirmek lazım. Bunun için ise hoşgörüyü yaymak, insanın sevgiyi yaşamasını sağlamak, kendine saygı duymasını ve kendisi ile barışık olmasını sağlamak gerek. 
           Hoşgörü üstadı  HACI BEKTAŞ VELİ yüz yıllar önce şöyle demiş:

           “Yıktığın varsa yapacaksın. Ağlattığın varsa güldüreceksin.
     Döktüğün varsa dolduracaksın. Çıplakları giydirecek, açları doyuracak.
     Az halkı çok edeceksin. Eline, diline, beline sahip olacaksın !” 

           Ne kadar güzel söylemiş değil mi? Sözlerin derinliğinde ne kadar geniş bir hoşgörüyü ve iyi bir insan olmanın ölçülerini ortaya koymuştur.
           Hatta rivayete göre Hacı Bektaş ile Mevlana arasında şöyle bir olay yaşanmıştır.

           Adamın biri kötü yoldan para kazanıp, bununla kendisine bir inek alır.Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektas Veli'nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergâhlar ayni zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektas Veli'ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli “helal değildir” diye bu kurbanı geri çevirir.

              Bunun üzerine adam Mevlana dergâhına gider ve ayni durumu Mevlana'ya anlatır. Mevlana ise; bu hediyeyi kabul eder.Adam ayni şeyi Hacı Bektas Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul

etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.

             Mevlana söyle der:

- Biz bir karga isek Hacı Bektas Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz.

  O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.

              Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş dergâhına gider ve Hacı Bektas Veli'ye,

Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektas Veli'ye sorar.

              Hacı Bektas da söyle der:

- Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir.

  Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez.

  Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.'

                Bu olayda yermek, eleştirmek yerine birbirini incelikle yüceltme ve övme , alçakgönüllülük olayını birlikte görmek mümkün.  

                    MAHATMA GANDİ ise  “bu çağın gereği ortak bir din değil, çeşitli dinlere bağlı insanlar arasındaki karşılıklı hoşgörü ve saygıdır” diyerek farklı bir hoşgörü tanımı yapmıştır.

                    H.WİLHELM VAN LOON  ise “İnsanlığın kurtuluşunu sağlayacak en büyük erdem toleranstır” demiş ve hoşgörüyü insanlık için kurtuluş olarak görmüştür.           

                Hoşgörü koşulsuz olmalı fakat bir sınırı olmalıdır. Bu sınır hoşgörüye bir sınır koymak değil, aksine hoşgörüsüzlüğe karşı gösterilecek toleransa bir sınır konmalıdır. Hoşgörüsüzlük eyleme dönüşünceye kadar  ona hoşgörülü davranmak lazım. Ama hoşgörüsüzlüğün eyleme dönüşmesine müsaade edilmemeli. Çünkü, hoşgörüsüzlüğün saldırılarına engel olunmaz ise hoşgörülü insanlar da, hoşgörünün kendisi de ortadan kalkar.

                Hoşgörü, bazen hata yapanı bile yargılamadan dinlemektir… Farklılıkları dinlemek, anlamak ve kabullenmektir. Çağdaşlıktır, saygıdır, sevgidir, erdemdir hoşgörü… Öfkeye güller vermektir belki de. Bu gülün verilmesini karşı taraftan bekleriz. Neden biz önce davranmıyoruz ki? O erdeme biz sahip olsak daha iyi olmaz mı? Ne derseniz kimileri erken davranıp tohum ekse, geç fark edenlerde hemen su verip yeşertsek bu sevgi tohumlarını yemyeşil bir tarlaya, ülkeye ve dünyaya sahip olmaz mıyız?  Sahi ilk davranan biz olursak hangi tohumları ekeceğimize de biz karar veririz. Tıpkı bahçemize ekeceğimiz ağaç cinsine karar vermek gibi. Belirleyici biz oluruz. Sonradan fark edenler ise sular, bakar büyütür. Öyle ise hemen..! Daha ne bekliyoruz..! Herkesten önce ilk olma gururunu yaşayalım. 

                Bazen normal yapılması gereken davranışlar hoşgörüsüzlüğün yoğun olduğu ülkeler, milletler ve insanlara hoşgörü diye sunulsa da gerçek hoşgörü değildir. Normal bir hak, değer ve saygıyı göstermek hoşgörü değildir. Bazen bilmemekten kaynaklanan durumlarda normal davranışlar hoşgörü gibi sunulabiliyor. Ya da biz buna bile razı olup hoşgörü gibi benimsiyoruz. Bu davranış belki başka bir ülkede normal bir kural.

                Hoşgörünün koşulları ve zamanı da önemlidir. Bir davranışı bazen yerer, bazen de överiz. El ele yürüyen aşık çifte gösterdiğimiz hoşgörü yaşlılıkta söz konusu olduğunda 'yaşlılar ama bak, her yere el ele gidiyorlar, Allah ayırmasın' deriz.  Ama aynı kişiler 20 yaşlarında iki genç olsa “bak zamane gençlere, hiç utanma kalmamış ” deriz. Bazen de farkında olmayız yaptığımız hoşgörüsüzlüğün kendimizi haklı görerek. Tıpkı aşağıdaki olayda olduğu gibi.

                Kadının biri elinde valizlerle havaalanına gelip uçağını beklerken, daha çok zaman olduğunu ve birazda aç olduğunu fark eder ve kendine bir paket kurabiye ile bir kaç dergi alır ve gelip koltuğa oturur. Dergisini çıkarıp okurken başlar iki koltuğun arasındaki sehpada duran kutudaki kurabiyelerden birer ikişer atıştırmaya. Ama bu arada ne görsün kurabiye almak üzere elini her uzattığında, yan koltukta olan adamda uzatıyor elini kurabiye almak için...

                    Dakikalar böyle geçer. Kadın önce sesini çıkarmaz ama sinirlenmeye de başlar. İçinden “Tanrım ne yüzsüz adam bu” diye söylenir ama sabreder kadın ta ki 1 tane kurabiye kalana kadar. “Hadi bakalım şimdi ne yapacak bu görgüsüz adam” der içinden ve bekler. Sinirlenmeye başlar çünkü adam son kalan kurabiyeyi  alıp 2’ye bölüp yarısını ağzına atmaktadır. Ve diğer yarısını da kadına uzatınca kadın o sinirle adamın elinden kurabiyenin diğer yarısını kaptığı gibi kalkıp uçağa doğru yol alır söylene söylene. Uçağa binip siniri biraz yatışan kadın çantasını açtığında bir paket dolusu kurabiye ile karşılaşır. Ve anlar ki farkında olmadan adamın açtığı kurabiye kutusuna saldıran asıl görgüsüz kendisiymiş.

                 Adamın, izinsiz almasına rağmen son kurabiyeye kadar büyük bir hoşgörü ile kadına sabır göstermesi ve paylaşması karşısında kadının düşünceleri ve hareketi  bize; bazen farkında olmadan yanlış düşünerek hoşgörüsüz olacağımızı ve bize gösterilen engin hoşgörüyü bile anlamayıp bir zaman sonra fark edebileceğimizi anlatan olay çarpıcı bir örnek. Kadın da aynı hoşgörüyü paylaşabilseydi, teşekkür ederek kalkabilseydi ne güzel olurdu. Öyle ise ön yargılı olmamalı ve daima hoşgörü ile yaklaşmalıyız her şeye.

                 Son çeyrek asırdır hoş görün kelimesini uzun vadeli siyasi amaçları için kullananların da olduğunu ve bu kavramın faydasını gördüklerini de görmek lazım. Tabi hoşgörü ile hoş görünmek ayrı şeyler. Bu farkı görmek lazım. Biz hoşgörüden bahsediyoruz.

                 Hadi..! Hoşgörü tarlasına hepimiz birer gül dikelim. Kimi, neyi bekliyoruz..!

 

 

 

Bu Haber 2440 Defa Okunmuştur...
Bu Yazı İçin Yapılan Yorumlar
Merhaba Hüseyin bey, Hoşgörünüze sığınarak kendimce yorumlar yazıyorum. Bence insan hoşgörüye önce kendisiyle başlamalı ve sözde değil özde hoşgörülü olmalı. Kendinde bunu başaran insanın hoşgörüsüz olma ihtimalinin kalmayacağı kanısındayım. İnsanların neyi paylaşamadığını halen çözmüş değilim. Sevginin,Saygının,Dostluğun,Güvenin ve hoşgörünün hakim olduğu bir yaşama sahip olmanız dileğiyle saygılarımla.
İNSANLIK GERÇEĞİ TABİKİ, BİRDE DEVRİ ALEMDE MEVCUT OLSA YÜREĞİNE SAĞLIK
Yazarımız Hüseyin bey gerçekten bu işi iyi yapıyor. Yazı şahane olmuş, profosyenel yazarlara taş çıkartmışsınız.
Hoşgörü hakkında ki yazınız çok güzel olmuş bütün yazılarınız öyle zaten çok iyi bir konuya değinmişsiniz bence çünkü insanların arasında tahammül sınırı ne kadar azalırsa o kadar daha çok şiddete teslim oluyoruz.Saygılarımla
selamlar dayı yazdığınız yazının gerçekten takdir edilecek nitelikte olması ve bunların bizlere hoşgörü yol gösterici olacağı konusunda emin olabilirsiniz.Şahsım adına söylemeliyim ki tüm insanlar bu hoşgörü örneklerinden bir dem alabilirse o zaman dünya daha güzel ve daha yaşanır olacaktır.Saygılarımla
TÜM YORUMLAR
Topam 6 Yorum Yapılmıştır...

 

 

BU YAZARA AİT DİĞER YAZILAR
Şirket yöneticilerine maaş
DEĞER VERMEK
NEDEN ANONİM ŞİRKET?
Poğaça, Kdv Oranları Ve Vergi Bilinci
Şirket ort. bilgi alma hakkı
Yönetimde muhasebenin önemi
CARİ HESAP
Maliyetsiz Satın Alma Gücü: Nezaket
KARARSIZLIK
PAYLAŞMAK
GÜLMEK
GİTMEK
5N 1K
HOŞGÖRÜ
KAPI
YALAN
DÜŞÜNMEK
ÖFKE
DÜRÜSTLÜK
DOSTLUK
Tel : 0 342 220 49 00 ( 3 hat ) Fax : 0 342 220 50 71
Degirmiçem Mahallesi 14 Nolu Sokak No : 8 Kat : 4 / 12 27090 GAZIANTEP e-mail : info@firatymm.com
 
Bu Site Cemrenet İnternet Hizmetleri Tarafından Yapılmıştir.